Bir Karadeliğin Fotoğrafı Neden Çekilemez? 1. Bölüm

Son günlerde yaşananlara biraz muhalif bir başlık gibi duruyor olabilir ancak sorun yok, bilim dünyası muhteşem bir bulguya imza attı ancak karadeliğin fotoğrafı çekilmedi. Peki o zaman nedir bu heyecan, kandırılıyor muyuz?

Elbette hayır, kandırılmıyoruz. Ancak işin özü düşünülenden biraz farklı. Konuyu biraz daha iyi anlayabilmek için ise biraz görme denen hadiseden bahsetmek gerekiyor.

Görme Nedir?

Bu eylemin çok detaylı kısımlarına girmek ve böylelikle işin özünden uzaklaşmak istemiyorum. Görme eylemini kısaca şöyle özetleyebiliriz: Cisimlerin ortamdaki ışığı yansıtması ve böylelikle yansıyan ışığın bir göz ya da bir kamera tarafından alıgılanması eylemine denilir.

Bu tanıma göre siyah renkli cisimlerin hangi ışığı yansıttığı sorusu akla gelebilir. Zira ortaokul yıllarımızda siyah rengin ışığı yansıtmadığı bilgisi bizlere öğretilmiştir. Ama maalesef bu bilgi yanlıştır. Her cisim ışığı yansıtır, bazı renklerin ışığı yansıtma oranı daha düşük ve bazı renklerin ise ışığı yansıtma oranı daha yüksektir. Ancak özetle ışığı yansıtmayan bir renk ya da cisim yoktur. Her şey ışığı yansıtır.

Peki Işık Nedir?

İşte bu tanımı yapmmak gerçekten çok ama çok zor. Bazı şeyleri çok iyi bildiğimizi zannederiz ve onları bu sebeple tanımlama ihtiyacı duymayız. Ayrıca bu kavramları ve varlıları herkes aynı şekilde bilir ve tanır: Ağaç, hava, su, çiçek, ateş ve ışık… Bu kelime ve kavramları bilmeyeniniz yoktur ve hatta hiç bir konuşmanızda bunların ne olduğunu anlatmaya ya da tanımlamaya çalışmazsınız. Ama bir gün bu cisimlerin gerçekten tanımlarınızı yapmanız gerekse muhtemelen oldukça zorlanacaksınızdır. İşte Işık da böyle çok iyi bilinen ancak tanımlanması zor kelimelerden birisi.

Aslında bugün Işık dediğimiz şey esasında bir radyasyon türüdür, bir çoğumuza göre görme hadisesi için gerekli imkanı sağlayacak ön koşul gibi duraktadır. Ancak söylediğimiz gibi ışık bir radyasyondur ve doğada bilinen her cisim bir radyasyon saçar. Nasıl yani diyebilirsiniz ama evet her şey ama her şey radyasyon saçar.

Yani sizin bedeniniz, tavandaki ampul, dolaptaki zeytin ya da garajdaki arabanız ve aklınıza gelen cisimlerin tamamı ve hatta akvaryumdaki balığınız bile radyasyon saçmaktadır.

Peki bu radyasyonun kaynağı nedir? Isı, evet cevap kısaca ısıdır. Evrende her cismin sahip olduğu bir ısı vardır ve bu ısı miktarı o cismin aynı zamanda enerji miktarını da göstermektedir. Eğer elinize termal bir kamera alma imkanınız olursa cisimlerin sahip oldukları ya da yansıttıkları enerji miktarlarını gözlemleme imkanına da sahip olursunuz. Düşük ısılı cisimlerin renkleriyle yüksek ısılı cisimlerin renklerinin birbirinden farklı olduğunu rahatlıkla göreceksiniz.

Ancak insanlar bu radyasyonunun belli bir frekans aralığını gözlemleyebilir. Evet bizler radyasyonu görebiliyoruz ama belli bir frekans aralığını ve bu gözlemleyebildiğimiz kısma da ışık diyoruz. Ancak aslında insan gözü bu radyasyon grubunun çok ama çok küçük bir bölümünü görmektetir. Yani aslında evren çok büyük şeyleri kaçırıyoruz. Geceleri kafamızı gökyüzüne kaldırdığımızda o yıldızlı siyah perdenin ardında muazzam şeyler olmakta ancak bizler bunları görememekteyiz. Bu iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi bilemiyoruz.

İnsan gözünün algılayamadığı kızılötesi, morötesi ya da gamma gibi radyasyon türleri düşük ya da çok ama çok frekanslı tayflarda yer almaktadır. Bugün modern ekipmanlar ile rahatlıkla spektrumun gözle görülemeyen alanları da gözlemlenebilmektedir.

Kısaca Karadelikler

Şimdi biraz da karadeliklerden bahsetmek lazım. Yine çok kısaca bahsetmek gerekirse “Karadelik” dediğimiz cisim çoğu zaman kütlesi Güneş’imizden en az 4-5 kat daha büyük olan (Buna Chandrasaker Limiti denir) çok ama çok aşırı yoğun gök cisimleridir. Bir atomun çekirdeği ile elektronunun birbirinden çok ama çok uzakta olduğunu duymuşsunuzdur. Yani çekirdek ile elekton arasında muazzam bir boşluk vardır. İşte karadeliklerdeki atomlarda bu muazzam kütle çekimi sebebiyle (onun doğrusu aslında uzay-zaman boznumudur ama bu mesele başka bir yazının konusu) bu boşluklar yok seviyesindedir. Yani çekirdek ile elektron artık kaynaşma durumundadır. Eğer Dünya’nın tamamının kütlesini bu senaryodaki gibi sıkıştırabilme imkanımız olsaydı Chandrasaker Limitine göre yaklaşık 3-4cm’lik küçük bir bilye boyutuna tüm Dünya’yı sığdırabilirdik ve elimizde minnak bir karadelik olurdu.

İşte karadelikler böyle yoğun ve büyük kütleli cisimlerdir, küçük kütleli cisimler yeterli kütle çekim etkisine gerektiği kadar maruz kalamayacağı için karadelik olmayacaklardır ancak büyük kütleli, mesela Güneş’ten birkaç kat daha büyük olan yıldızlar büyük bir olasılıkla birkaç milyon ya da milyar 🙂 yıl içerisinde büyüleyici bir süpernova eşliğinde karadeliğe dönüşecektir.

Devam edecek…

Bu yazı Astrafizik.com yazarı Sinan YAVUZ tarafından kaleme alınmış özgün bir yazıdır, üstünde değişiklik yapmamak ve doğru referans göstermek koşuluyla Astrafizik.com kullanım izinlerine tabi olan bu yazıyı kullanabilir ve paylaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Makaleler

More from author

Dünya Dışı Yaşam Macerası 3. Bölüm

Serimizin birinci ya da ikinci yazılarını eğer okumadıysanız okumanızı tavsiye ederiz. İkinci yazımızda sizlerle Dünya dışı canlılardan, şu ana kadar Dünya dışında amip boyutunda...

Dünya Dışı Yaşam Macerası 2. Bölüm

Serinin ilk yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Bir önceki yazımızda kısaca Dünya'mızın, Güneş sistemimizin ve hatta galaksimizin sınırlı bir ömrü olduğundan ve bu sebeple insanlığın ebediyyen...

Dünya Dışı Yaşam Macerası 1. Bölüm

Değerli okuyucular yaklaşık 3 yazıdan oluşak bu yazı dizisinde insanlığın Dünya dışı kolonileşme serüveni, Dünya dışı yaşam, uzaylı kavramının irdelenmesi ve son yazıda da...

Güneş vs Yıldız

Konuyla biraz alakası olan okuyucularımız aslında bu başlığın hatalı bir versus olduğunu anlamıştır. Peki o halde neden böyle bir başlık tercih ettik. Aslında yine...